Kapadokya

Tarih, Kültür ve Doğanın Keşfi

Tarihi yüzyıllar öncesine dayanan, farklı din ve kültürlere ev sahipliği yapmış bir coğrafyada, Kapadokya’dayız. Nevşehir, Aksaray, Kayseri, Niğde, Kırşehir illerini içine alan; Hasan, Erciyes ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lavlarla şekillenen bu bölge, deyim yerindeyse bir doğa harikası...

1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan Kapadokya’da ilk durağımız Paşabağı. Mantar formundaki peribacalarının bulunduğu Paşabağı, Rahipler veya Keşişler Vadisi olarak da biliniyor. Merakla peribacalarının içinde geziniyor, bu mucizevi kayaların içinde, inzivaya çekilen Hıristiyanların münferit olarak ibadet ettikleri çilehaneleri hayretle keşfediyoruz. Göreme Açık Hava Müzesi’ne geçiyoruz sonra. Burada da dev peribacaları ve kayaların içine oyulmuş kiliseler, şapeller ve yaşam alanları bulunuyor. Doğanın, güzelliğini bir tablo gibi sergilediğine şahit olduğumuz Müzede, insanoğlunun yeteneğine de hayran kalıyoruz.

Güneş yavaş yavaş kaybolurken ufukta, kızgın sıcak yerini ılık ve esintili bir havaya bırakıyor Avanos’ta. Kızılırmak boyunca yürürken, rengarenk çiçekler, salkım söğütler, kısaca doğanın bin bir tonu da eşlik ediyor bize... Nehrin iki yakasını birbirine bağlayan ve Avanos’un simgelerinden biri haline gelen Asma Köprü’den karşıya geçiyoruz. Üzerinde gondolların süzüldüğü nehrin manzarasını izliyoruz bir süre. Çelik halatlarla taşınan ve yürüdükçe sallanan bu köprüye halk arasında ‘Sallanan Köprü’ deniyor.

“Kör de bilir Avanos’un yolunu/Testi bardak kırığından bellidir” demiş ünlü halk ozanı Aşık Seyrani. Kapadokya’nın en önemli sanat ve turizm merkezi burası. Anadolu’da binlerce yıllık geçmişi olan ve babadan oğula geçerek günümüze ulaşan çömlekçilik geleneğini yaşatan bu şirin belde, çok sayıda çömlek atölyesine ev sahipliği yapan otantik bir yer. Biz de bölgenin kültürel mirasının en değerli öğesi olan bu sanatı daha yakından tanımak üzere gezimizin ikinci gününde Galip Usta’nın atölyesine misafir oluyoruz. Ustanın çark adı verilen tezgâhta çamuru şekillendirmesini izliyoruz merakla. Çamur, çömlek şeklini aldıkça merakımız hayrete dönüşüyor. Önce güneşte kurutulup ardından fırında pişirilen çömleğin böylece son halini aldığını öğreniyoruz. Çanak çömlek dükkânları, yemyeşil doğanın içinde ırmak boyunca sıralanmış kafeteryaları ve gondol gezileri ile kendine özgü bir güzelliği yaşayan Avanos’tan ayrılıyoruz böylece…

Sonraki durağımız Kaymaklı Yeraltı Şehri. Kapadokya; geçmiş dönemde binlerce kişinin barınma, ibadet ve daha ziyade güvenlik ihtiyacını sağlamak amacıyla, yumuşak tüf kayaların oyulmasıyla oluşturulan yeraltı şehirlerinin bulunduğu bir bölge. Hititler döneminde yapılarak Roma ve Bizans dönemlerinde genişletilen sekiz katlı Kaymaklı Yeraltı Şehri; 1964’te ziyarete açılmış. Bugün dört katının ziyaret edilebildiği bu şehre, uzun tünellerden geçerek iniyoruz. Dar koridorlarla birbirine bağlanan odaları, depoları, su haznelerini ve kiliseleri görünce bilinmeyen dünyaya gizemli bir yolculuk yapıyoruz hissine kapılmak mümkün.

Bu etkileyici deneyimi belleğimize kaydederek, Güvercinlik Vadisi’ne doğru yol alıyoruz bu kez. Uçhisar Kalesi’nden Göreme’ye kadar uzanan geniş bir alanı kapsayan Vadide, kayalara oyulmuş güvercin yuvaları bulunuyor. Geçmişte halkın güvercin gübrelerini üzüm bağları için kullandığını ve Hıristiyanların da kilise duvarlarındaki fresklerin boyanmasında güvercin yumurtasından faydalandıklarını öğreniyoruz. Ardından ziyaretçilerini yolun hemen kenarında karşılayan Üç Güzeller peri bacalarında fotoğraf molası veriyor ve Devrent Vadisi’ne hareket ediyoruz. Farklı formlardaki peri bacası oluşumlarını gözlemlediğimiz bu manzara ile de günü sonlandırıyoruz.

Ertesi gün pırıl pırıl bir havada erkenden çıkıyoruz yola. Gezimizin bu son gününde rotamız Zelve Açık Hava Müzesi’ni gösteriyor. Kapadokya’nın en önemli vadilerinden olan Zelve, peribacası oluşumunun da en yoğun görüldüğü yerlerden biri. Onlarca kilise ve manastıra ev sahibi olan Zelve’nin bizim için en dikkat çekici özelliği ise burada 1950’li yıllara kadar yaşamın devam etmiş olması ve bir köy meydanı ile kayaların içine oyulmuş bir caminin bugün de ayakta durması. Kapadokya’daki en enteresan durağımız oluyor burası.

Ihlara Vadisi’ne doğru hareket ediyoruz sonra. Vadiyi kuşbakışı seyredebileceğimiz stratejik bir noktada duraklayarak karşımıza çıkan muazzam manzarayı fotoğrafladıktan sonra yolumuza devam ediyoruz. Yeşilin gölgesinde doğayla iç içe yaptığımız yürüyüşe yanı başımızdan süzülerek akıp geçen Melendiz Çayı da eşlik ediyor. Bir ara ayaklarımızı buz gibi akan çaya sokuyor bu kısacık kahve molasında tüm yorgunluğumuzu unutuyoruz. Vadi içerisinde kayaların içine oyulmuş kiliseleri de ziyaret ediyor, Kapadokya’da geçirdiğimiz son günü noktalıyoruz.

Tarihin izlerini adım adım takip ettiğimiz Kapadokya, Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına geliyor. Tamamını gezecek fırsatımız olmasa da doğanın sıra dışı özgün güzelliğinde bambaşka bir zamanı yaşadığımız bu coğrafya; sakin, huzurlu ve büyülü güzelliğiyle kalıyor aklımızda…

Yazı: Begüm Yavaş

Fotoğraf: Bülent Katkak


Blog Kategorilerimiz

Turing Kültür Sanat YouTube Kanalı

Turing Kültür Sanat YouTube Kanalı
crosschevron-down