

Akşamları Suların Kızıla Büründüğü Belde
Uluabat Gölü’nün bir çekilen, bir yükselen suları ile ortaya çıkan ağaç kökleri, tatlı su gölündeki ya bani kuşlar ve ördekler, tekne ile aralarında dolaşacağınız sazlıklar ve nilüferler, yarımadanın Arnavut kaldırımlı sokakları, ağlayan çınarı ve akşamları göl sularını kızıla boyayarak batan güneş sizi bu kadim medeniyet beldesine hayran bırakacaktır.
Ilıvat (Apolyont) Gölü’nün Övgüsü – Evliya Çelebi
İlk kaynağı Bursa’da Ruhban Dağı’nın eteğinde Delice Köyü’nden çıkıp Kirmastı Gölü’nden beri akarak gelip Ilıbat Kalesi altında yedi fersah uzunluğunda abıhayat bir göldür. Ayağı Mihaliç Boğazı’na üç fersahtan uzağa akıp Rum Denizi’ne Mihaliç Boğazı ağzında dökülür. Kış vakti asla donmaz; suyu ılık olduğu için Türk kavmini yörükleri “Ilıbat” derler. Kış mevsiminde içinde kaz, ördek, karabatak, martı ve sürhâb kuşları yaşar. Gölde turna, sazan ve başka nefis balıklar avlanır. Mirî vergi verir avcıları vardır.


Kız adası, beyaz nilüferler, kamışlar ve sazlıklar… Bir de göç mevsiminde yoğunlaşan yaban kuşları… Tepeli pelikanlar, elmabaş patkalar, ördekler ve sakarmekeler… Tatlı bir su gölü kıyısındaki sevimli küçük köy değil, sanki önünüzde duran, şiir gibi akıcı, roman gibi zarif, narin bir görüntü. İnsana ilham veren, içini coşturan, mutlu eden bir manzara… Ne yana dönerseniz dönün, usta bir ressamın tuvalin den çıkmış müthiş kompozisyonlar… Ne görmeye, ne gezmeye doyamayacağınız bir belde Gölyazı… Ağlayan çınara ulaşmadan konuşan papağanlar karşılıyor sizi. “Hoş geldin!” deyip bir hatıra fotoğrafı çektirmek istiyorlar. Meydandaki Roma döneminden kalma çelenk bezemeli ihtişamlı mermer taş blokları görüp sonra bir Osmanlı saltanat kayığı ile yarımadanın etrafında göl turu atmak ayrı bir keyif veriyor insana.
Hele güneşin kızıla bürünerek batması yok mu? Gölyazı, muhteşem manzarası ve özgün dokusuyla gören herkesin hayran kaldığı bir Bursa beldesi. Doğa ile insan yapılarının nasıl bir arada uyumlu bir güzellik ortaya çıkartabileceğini sergileyen ender yerleşim noktalarından biri. Pek çok gezginin mut laka gidilecek yerler listesinde yer alıyor bu eşsiz güzellikteki seyahat rotası.



APOLLON HATIRASI
Gölyazı, Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı, Bursa merkeze yaklaşık 42 kilometre mesafede. Keyifli bir araç yolculuğu ile bir saatte ulaşılabiliyor. Kö yün doğal ortamını korumak amacıyla hafta sonu ve bayramlarda Gölyazı’ya araçla giriş yapılamı yor. Aracınızı köyün dışına park edip biraz yürüyorsunuz.
Gölyazı’yı ilk keşfedenler, yaşamak için ideal bir merkez olduğunu görüp postu sermişler buraya. Ekmek elden, su gölden nasıl olsa… Bereketli topraklarına ne ekseniz yetişiyor. Tatlı su gölüne attığınız hiçbir olta boş dönmüyor. Aynı zamanda bir zeytin beldesi. Uluabat Gölü’ndeki bir yarıma da üzerine kurulmuş olan Gölyazı’nın, bilinen ilk ismi Apolyont. Mitolojide Işık Tanrısı’nın şehri olarak geçiyor. Hz. İsa’dan önce 6. yüzyılda Apollon Krallığı’nın sınırları içinde bulunan yerleşim alanı, Roma ve Bizans döneminde de önemli bir yerleşim merkezi olmuş.
Cumhuriyet öncesinde nüfusunun büyük çoğunluğu Rumlardan oluşan Gölyazı’nın kaderi, İstiklal Harbi ile birlikte değişmiş. Mübadele yani değişimle buradaki Rumlar Yunanistan’a gönderilmiş, Selanik’teki Türkler ise getirilip buraya yerleştirilmiş. O yüzden Gölyazı’yı gezerken Türk kimliğinin ve Türk bayraklarının hep ön planda olduğunu fark edersiniz. Gölyazı ve çevresi ile mükemmel uyum sağlayan Türkler, çalışkanlıklarıyla çevre kültürünü geliştirmişlerdir.

KADİM MEDENİYETLERİN İZLERİ
Bu küçük beldeyi gezerken kadim medeniyetlerin izlerini görebilirsiniz. Özellikle de meydandaki tarihi kalıntılar, üzeri çelenk motifleri ile süslenmiş sur duvarlarında yer alan devasa mermer bloklar dikkatinizi çeker. Tekneyle gezerken Kız Adası’nın kıyılarında dönemin ihtişamlı yapılarından kalan dalgaların okşadığı devasa mermer blok taşları görüp hayret ederseniz.
Gölyazı ve Uluabat Gölü’nün alamet-i farikası kerevittir. Otuz yıl öncesine kadar gölden çıkarılan kerevitin tamamı yurt dışına ithal ediliyordu. Bir mantar hastalığının girmesi ile kerevitin kökü kazındı. Öyle ki, kerevitten geriye Milattan Önce I. yüzyılda Apollonia’da basılan kerevit kabartmalı sikkeler kaldı hatıra.
Bölgede bol miktarda bulunan Bizans İmparatorluk sikkelerini de unutmayalım. 1303 Dimboz Zaferi’nden sonra Kite (Ürünlü) Tekfuru’nun topraklarını alan Osman Gazi, Gölyazı Bölgesini de fethederek Türk egemenliğine açmış.


TARİHTEN GÜNÜMÜZE KALANLAR
Roma Çağı’nda bir hayli gelişen Gölyazı’da, Bizans döneminde dini yapılar ön plana çıkmıştır. Hem bölgede hem de Uluabat Gölü üzerindeki Alyos ve Manastır Adalarında Bizans döneminden kalma ören yerleri bulunur. Halk arasında “Deliktaş” olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı ile “Taş Kapı” diye adlandırılan antik kale kalıntılarının yanı sıra, Kız Adası’nda bulunan Apollon Tapınağı’nın kalıntıları, antik tiyatro kalıntıları, yarımadanın çevresinde kalıntılarına rastlanan surlar, 19. yüzyılda burada yaşayan Rum azınlık tarafından yaptırılan Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adası’nda kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı bölgenin en ilgi çekici tarihi kalıntılarıdır. SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınan böl gede, yapılış tarihi bilinmeyen tarihi bir cami ve hamam da bulunmaktadır.

AĞLAYAN ÇINAR
Gölyazı’nın en önemli sembolü Ağlayan Çınar’dır. Gölyazı’nın ana kara ile bağlantısını sağlayan köprünün başında bulunan sekiz asırlık “ağlayan çınar” ağacı görülmeye değer bir doğa harikasıdır.
Bu belde her mevsim ayrı bir güzellik sunar ziyaretçilerine. Ilıman geçen kış aylarından sonra Uluabat Gölü’nün suları yükselir, Venedik’i andıran görüntüler çıkar ortaya. Sonbaharda kökleri gözüken birçok ağacın gövdesi baharda sular altında kalır.

Gölyazı’yı gezerken Uluabat Gölü kıyısına çekilmiş onlarca balıkçı teknesi ile karşılaşırsınız. Balıkçılık ve sandalcılık beldenin en önemli geçim kaynakları arasındadır. Sazan ve turnanın yanı sıra gölden çıkan çapak ve yayın balığı da lezzetlidir. İster buradaki küçük sevimli restoranlarda yiyin, isterseniz alıp piknik yaparak kendiniz ızgara yapın. Ama mutlaka bir balık molası verin. Zaten meydandaki fırından gelen nefis ekmek kokuları adaya yayılırken, ister istemez göl kenarındaki küçük bir balık lokantasına yönlendirecektir sizi.

KIZILA BOYANAN SULAR
Gölyazı’nın en keyifli aktivitesi sandal turudur. Kısa ve uzun tur olarak yapılan turların ikisi de çok güzel, fiyatları da oldukça uygun. Uzun tur yaparak nilüfer ve sazlıklar arasından sandalla süzülmek oldukça keyifli. Uluabat Gölü’nde artık insana alışmış su kuşları ziyaretçilere kartpostallık fotoğraflar sunar. Asıl kompozisyonları ise gün batımında yakalarsınız.
Gölyazı’ya gittiğinizde gün batımını mutlaka izlemelisiniz. Griye kaçan bulanık suları kırmızıya boyayan güneş, o kadar keyifli batar ki Uluabat Gölü’nde… Usta bir yüzücünün sessiz ve narince havuza dalması gibi süzülüp kaybolur durgun sularda… Güneşin batışını izleyeceğiniz en güzel nokta ise Gölyazı’nın hemen bitişiğindeki Zambak Tepe’dir.


ULUABAT GÖLÜ
Marmara Denizi’nin güneyinde yer alan Uluabat Gölü, derinliği 6 metreyi geçmeyen sığ ve bulanık bir tatlı su gölüdür. Tamamı SİT alanı olan ve bağlı olduğu ilçeye adını veren muhteşem nilüfer çiçeklerine ev sahipliği yapan Uluabat Gölü, ortalama 2 ile 4 metre arasındaki derinliği ve puslu havasıyla her daim farklı bir görüntü sunar ziyaretçilerine. Gölü besleyen başlıca su kaynağı Mustafakemal paşa (Kirmastı) Çayı’dır. Gölün tek gideğeni ise kuzey batıdaki Susurluk ya da Simav Çayı’na karışan Kocaçay’dır. Uluabat Gölü, tarım alanları ve küçük söğütlüklerle çevrilidir. Göl suları çevredeki tarım alanlarının sulanmasında kullanılmaktadır. Kıyıları geniş sazlıklar, sığ kesimleri ise su içi bitkilerle kaplıdır.


Uluabat Gölü’nde en yaygın bitki grubu kamış ve sazdır. Uluabat, Türkiye’nin en geniş nilüfer yataklarına sahiptir. Beyaz nilüfer gölün kuzeydoğu kıyılarında yoğunlaşır. Göl, küçük karabatak, alacabalıkçıl ve kaşıkçı için önemli bir üreme alanıdır. Kışın gölde aralarında küçük karabatak, tepeli pelikan, elmabaş patka, tepeli patka ve sakarmekenin de gözlenebileceği büyük sayılarda su kuşu barınır. Gölde üreyen diğer önemli kuşlar arasında küçük akbalıkçıl ve çeltikçi sayılabilir. Bölge uygun iklim koşulları ve nitelikli topraklarıyla ülkemizin en verimli tarım alanlarına sahiptir. Gölde 21 tür balık tespit edilmiştir. Bu türler içerisinde ticari amaçla avlanan balıklar turna ve sazandır. Az miktarda da yayın, tatlı su kefali, ringa balığı ve kızılkanat avlanır.

Yazı & Fotoğraf : Ali İhsan Gülcü