Yaşarken Tarihe Geçen Bir Musikişinas
Dini ve lâdini musikide son devrin en büyük seslerinden olan Sezgin, sadece sesiyle değil hocalığı ve bestekârlığı ile de musiki hayatımızda önemli bir yere sahipti. Yazarlıktan yayıncılığa, nota hattatlığından radyo sanatçılığına ve konservatuvar hocalığına kadar musikinin hemen her dalında aktif roller aldı. Yaşarken klasik olmuş ve tarihe geçmiş ender musikişinaslardandı. Musikide ilk hocaları annesi ve babasıydı. Çok küçük yaşlarından itibaren babası tarafından Kur’an, tecvid, mahrec-i huruf, talim, kıraat ve tertil konularında sıkı biçimde eğitilerek henüz beş yaşındayken Kur’an-ı Kerim’i hatmetti. Aynı sıralarda, amatör bir musikişinas olan ve ud çalan annesinden de lâdini eserler meşketti. Hâfız Fahri, Hâfız Mecid, Hâfız Numan, Hâfız Rıza, Hâfız Mahmud ve babası Hâfız Hüseyin gibi dönemin en usta mevlithanlarından Mevlid bahirlerini meşk etti. Hâfız Numan Efendi’den ezan kıraatini öğrendi. Çok sıkı bir biçimde süren bu dini musiki eğitiminin yanı sıra, yine babası tarafından gerekirse gazinolara götürülmek suretiyle dönemin en usta ses sanatkârlarını dinlemesi sağlandı. Gelecek yılların hem dini hem de lâdini musiki alanlarında en usta icracılarından biri haline gelecek olan Sezgin’in yetişmesinde, dini ve lâdini yönleriyle iki uçlu ve son derece isabetli bir eğitim altyapısı söz konusudur. Kalabalıklar karşısında ilk musiki tecrübesi, 1945 yılında henüz dokuz yaşındayken cami kürsüsünde Mevlid-i Şerif icra etmesidir.
Lâdini musiki alanında eğitimini, lise öğrenimiyle birlikte 1953’te girdiği İstanbul Belediye Konservatuarında okuduğu yıllarda Münir Nureddin Selçuk, Mesud Cemil, Nevzad Atlığ, Şefik Gürmeriç, Şive Ölmez ve Ferdi Ştatzer gibi dönemin önde gelen hocaları gözetiminde gerçekleştirdi. Ayrıca değişik tarihlerde Râkım Elkutlu, Salepçi Camii imamı ve Zâkirbaşı İlhami Efendi, Çorapçızade Ahmed Efendi, Hânende Nazillili Hâfız Ahmed Gürses, Necdet Varol ve Mehmet Kutlugün gibi musikişinaslarla çalışarak klasik eserler, fasıllar, üslup, tavır, dini ve lâdini repertuar ve nazariyat gibi değişik konularda faydalandı. Bütün bu çalışmaların sonucunda geliştirdiği üslup, tamamen kendine has idi.
Profesyonel anlamdaki musiki çalışmalarından önce bir süre ilâç propagandistliği mesleğini icra eden Sezgin, Türk musikisinde bir ses sanatkârı olarak edindiği büyük yerin yanı sıra, bestekâr, hoca, yazar ve yayıncı olarak da pek çok çalışmada bulundu. 1981-1982 yılları arasında, 22 sayı kadar yayınlanmış olan Kök adlı musiki dergisini yönetti. Çeşitli yayın organlarında yazılar yayınladı.
1959-1975 yılları arasındaki 16 yılda İzmir Radyosu’nda; 1975-1981 arasında ise İstanbul Radyosu’nda vazife görerek, toplam 22 yıl boyunca TRT bünyesinde çalıştı. 1976’dan, vefat ettiği tarih olan 1996’ya kadar 20 yılda İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesi olarak hizmet verdi. Sanat hayatının en önemli merhalelerinden birini teşkil eden konservatuvar hocalığı döneminde her biri bir meşk niteliği taşıyan derslerinden faydalanan öğrencilerinin sayısı binlerle ifade edilebilmektedir.
Öncelikle klasik dönem olmak üzere, Türk musikisi tarihinin her devrine ait eserleri en ince ayrıntılarıyla inceleyip, her bir eserin ruhuna nüfuz ederek en ehliyetli biçimde seslendiren Sezgin, dini ve lâdini Türk musikisine ait beste şekillerinin her biri üzerinde erişilmesi zor bir icra zirvesi oluşturdu. İcra, üslup ve tavır üzerindeki dini ve lâdini alanlardaki ehliyeti yalnızca besteli musiki üzerinde kalmadı; Türk musikisinin doğaçlama türleri olan gazel ve kaside gibi serbest formları üzerinde de en yetkili ve en müzikal icracıların ön sıralarında yer aldı.
Yapı Kredi Bankası’nın yayınladığı ve sayısı 50’ye yakın bulunan CD ve kasetlerinin müzik danışmanlığını üstlenerek, ömrünün sonlarında önemli bir sesli yayıncılık faaliyetini gerçekleştirdi. İcracı olarak sesli yayıncılık alanındaki son çalışması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı adına gerçekleştirdiği “Dede Efendi’nin Nevâ Mevlevi Âyini”dir.
Sanat hayatı boyunca, İstanbul Teknik Üniversitesi, T.C. Devlet Bakanlığı, TRT gibi birçok kuruluş tarafından çok sayıda ödülle taltif edilen Sezgin, yurt içinde ve Almanya, İngiltere, Hollanda, İsviçre, Fransa, İtalya, İspanya ve Japonya gibi ülkelerde sayılamayacak kadar çok konser verdi. Amsterdam KRO Radyosu arşivi için geniş bir repertuar ölçeğinde Türk musikisi klasiklerini seslendirdi.
Taşplak döneminde başladığı plak çalışmalarının sayısı maalesef çok miktarda bulunmamaktadır. Eldeki ses kayıtları, birkaç taş plak; birkaç 45’lik plak; çeyrek yüzyıla yaklaşan TRT mensubiyeti dolayısıyla gerçekleştirdiği radyo arşivlerindeki yüzlerce icrası; verdiği yüzlerce konserin amatörler tarafından kaydedilmiş ses bantlarından ve hayatının son yıllarında gerçekleştirdiği CD ve kaset çalışmalarından oluşmaktadır.
Musikinin dini ve lâdini olmak üzere iki ana kaynağının en ehil ellerinden aldığı büyük bir birikimi, Allah vergisi olarak doğuştan getirdiği ses güzelliği ve hacmi üzerine çalışkanlık, disiplin, estetik anlayış ve artistik kabiliyetle bütünleştirebilen Sezgin, kendine özgü bir yetişme ikliminin Türk musikisine kazandırmış olduğu son büyük isimlerdendi.
1964 yılında evlendiği Sibel Sezgin’den Hüseyin Kudsi (d. 1965), Siyami (d. 1967) ve Hümeyra (d. 1969) adlarını taşıyan üç evlât sahibiydi. Çocuklarından en büyüğü, baba mesleğini seçerek neyzen, ses sanatkârı ve koro şefi oldu.
Kadıköy Adliyesinde, 10 Eylül 1996 tarihinde geçirdiği bir kalp krizi sonucunda vefat ettiğinde, geride doldurulması çok zor olan bir boşluk bıraktı. Düşündürmeye, coşturmaya ve öğretmeye vefatından sonra da devam eden büyük, ender ve seçkin sanatkârlar sınıfındandır.
Fotoğraf & Yazı: Mehmet Güntekin