

Bölgenin yerleşmiş ve günümüzde de kullanılan ismi olan “Galata” ya ilk kez 8.yüzyılda rastlanmaktadır. Günümüzde de kullanılan “Galata” sözcüğünün temeli ile ilgili çeşitli rivayetlerden biri; bölgede bulunan mandıralardan kaynaklanan ve Grekçede “süt” anlamına gelen “Gala, Galaktos” sözcüklerinden türediğidir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Galata’nın otlakları ve havasının hoşluğundan, bölgenin bitki bereketinden ötürü hayvancılıktan elde edilen sütün lezzetinden bahsedilmekte, bu süt nedeniyle bölgeye “Galata” dendiği belirtilmektedir. Galata sözcüğünün kökeni ile ilgili bir diğer rivayet ise; bölgenin topoğrafik yapısı, merdivenli yolları ve iskelelerinden dolayı; İtalyancada “merdiven, iskele” anlamına gelen “Calata” kökünden geldiğidir.
Galata ismine Osmanlı Döneminde, resmi evraklarda 1657 senesinde rastlanmaktadır. Bölge için Cenevizliler Döneminde kullanılmaya başlanan Pera ismi, şehrin büyümesi ve Beyoğlu sırtlarına doğru yayılan evlerin inşası ile o bölgede kullanılmaya başlanmış, kale içi ise Galata olarak anılmıştır. Arseven, Pera adının Latin cemaatinin son resmi evraklarında kullanıldığını ve Fatih tarafından Cenevizlilere verilen fermanda, bölgenin Galata olarak anıldığını belirtmektedir. Türkler, yeniçerilere ait Galata Sarayı’na kadar olan bölgeyi Galata olarak adlandırmış, Pera ismini kullanmamıştır. Galata sırtlarına doğru şehir genişleyince buralara “Beyoğlu” demişlerdir.


Tarih boyunca önemini koruyan bir ticaret bölgesi olan Galata’nın, yerleşim tarihinin, 13. yüzyıl Ceneviz Dönemi’ne kadar, İstanbul tarihinden bağımsız değerlendirilmesi güçtür. Bölgeden, Herodot Tarihi’nde (M.Ö. 500), Byzantion etrafında, Haliç’in kuzey yakasında küçük bir yerleşim merkezi olarak “Sykai” ismiyle söz edilmektedir. Tarihçi Strabonda (M.Ö. 64-M.S.24) Sykai’nin Byzantion’un karşısında, Haliç’in başlangıcında yer aldığını belirtmektedir. Semavi Eyice, İlk Çağ’ın sonlarında Haliç’in kuzeyinde konumlanmış Sykai olarak adlandırılan bu iskân yerinin etrafının, Bizans İmparatoru I. Constantin (324-337) tarafından bir sur ile çevrildiğini söylemektedir.




II. Theodosius (408-450) Dönemi’nde, Constantinapol şehrinin bölgeleri düzenlenmiş, şehrin 14 bölgeye ayrıldığını anlatan döneme ait “Notita Urbis Constantinopolitanae” adlı kitapçıkta Sykai 13. bölge olarak gösterilmiştir. 6. yüzyılda İmparator Justinianos (527-565) tarafından Galata’yı çevreleyen surlar yenilenmiş, İmparator II. Tiberios Döneminde (578-582) ise, Haliç’in girişini kontrol etmek ve bölgenin güvenliğini sağlamak amacıyla, Haliç ile Boğaziçi’nin kesişme noktasında ”Castellion Ton Galatou” adıyla anılan kale inşa edilmiştir.
Savunma zamanlarında Haliç’in üzerine çekilen ve günümüzde bir parçası İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenen zincirin bir ucu bu kaleye bağlanmıştır. 7. ve 8. yüzyılda Bizans’ın zayıflaması ile bölge, Persler, Slavlar ve sonrasında Araplar tarafından kuşatılmış, 9. yüzyılın ikinci yarısında ise imparatorluk sınırlarının güvence altına alınması ile tekrar gelişmeye başlamıştır. 11. yüzyılın ikinci yarısında iktidara gelen Komnenos Hanedanlığı ile imar faaliyetleri hız kazanmış, Konstantinopolis ve çevresinde yeni surlar inşa edilmiştir. Bu dönemde kente gelen Akdenizli tüccar kolonileri etkinlik göstermeye başlamış ve verilen imtiyazlar ile Galata’da yerleşimler başlamıştır. 4. Haçlı Seferi ile 1204 yılında, Latin yönetimine geçen kent, 1261’de Bizans tarafından tekrar geri alınmış ve Latin Dönemi kapanmıştır. Bizans, Latin işgali altındaki Konstantinopolis’in geri alınmasında gösterdikleri tutumdan ötürü Cenevizlilere Galata Bölgesi’nde yerleşme imtiyazı vermiştir.
Ceneviz Galatası’nın gelişimi, 1303’den 1453’e; Galata’nın ve İstanbul’un Fethi’ne kadar altı safhada gerçekleşmiştir. 1300’lerde ilk imtiyaz ile 6 hektarlık bir alanı olan Ceneviz Kenti, 1450’lerde 37 hektara ulaşmıştır. Ekonomik ve ticari imtiyazları sayesinde ticaret ve gümrükleri kontrol altında tutan Cenova Kolonisi, Galata’da giderek kuvvetlenmiş ve imtiyaz bölgelerini zamanla Haliç yönünde Azap Kapı, Şişhane, Kule, Tophane ve bitpazarına kadar olan kısımda genişletmişlerdir.


Galata’daki ilk imtiyaz alanı, Cenevizlilere, 1303 yılında verilmiştir. Bu imtiyaz ile Bizans, Cenevizlilerin sağlam evler ve kiliseler inşa etmelerine izin vermiş fakat sur ve hisar inşası bu izinlerden hariç tutulmuştur. Cenevizliler ise ev yapımı bahanesi ile hendek kenarlarına sağlam kâgir burçlar inşa etmiş, zamanla bunların aralarına duvar örmüş ve bölgeyi tahkim etmeye başlamıştır. Ceneviz Dönemi İlk surları bu şekilde ortaya çıkmıştır. Boğaz tarafından deniz ile sınırlandırılan surlar, Azap Kapı, Şişhane, Galata Kulesi, Tophane arasında 15 m genişlikte hendekler ile çevrelenmiştir.


Galata Surları, sur içi yerleşim alanını kuzeyde Galata Kulesi merkez olmak üzere güneybatı ve güneydoğu yönlerinde iki noktaya doğru açılarak bir yelpaze biçiminde kuşatmıştır. Surlar, yaklaşık 2 m kalınlıkta olup, 2800 m’lik çevresi ile yaklaşık 37 hektarlık bir alanı çevrelemektedir. Cenevizliler, 1348-1349 yılları arasında, kentin kuzeyinde Galata Kulesi’ni ve çevre surlarını inşa ederek bölgelerini genişletmişlerdir. Sırasıyla, 1352’de kentin doğusundaki sahil bölgesi ile eski Galata Kalesi arasındaki bölgeyi, 1387’de eski kentin kuzeyinde, Galata Kulesi’nin batısında yer alan bölümü, 1397’de kentin batısında Azap Kapı olarak adlandırılan bölümü ve 1400’de kentin doğusundaki bölgeyi Galata’ya dâhil etmişlerdir. İmtiyaz bölgesinin kademeli olarak genişlemesi, dış sur duvarlarının iç sur duvarları haline gelmesine ve bölge içinde iç sur duvarları ile bölümlenmiş mahalleler oluşmasına sebep olmuştur. Tahkimatın son şeklini alması ile birlikte Galata sur içinde beş bölgeye ayrılmış, böylece mahalleler arasında geçişler mevcut kapılarla sağlanarak her mahalle bağımsız savunulabilmiştir.
Surlar, U ve dörtgen planlı burçlar ve bunları birleştiren duvarlardan oluşmaktadır. Galata Surları, bölgede bulunan mevcut antik ve Bizans devri yapılarına ait taşlar kullanılarak inşa edilmiştir ve kara tarafının baş kulesi de Galata Kulesi’dir. 1453 yılında İstanbul’un Fethi ile Galata, Osmanlı yönetimine girmiş, yapılan anlaşma gereği Cenevizliler Osmanlı tebaası olmuştur. Fetih sonrasında Galata’da Osmanlı’nın emri ile surların ve Galata Kulesi’nin bazı bölümleri ile Kastellion Kalesi yıktırılmış, hendekler kısmen doldurulmuştur. 16. yüzyılda 1509 depremi sonucu Galata Kulesi’nin yanı sıra surların büyük bir kısmı zarar görmüş ancak II. Beyazıt (1481-1512) Döneminde onarılmıştır. 17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı yönetimi verdiği fermanlar ile sur ve burçlar üzerine ev inşa edilmesine izin vermiş ve bir nizama bağlamıştır.

Eski surların işlevini kaybetmesi nedeni ile birçok yerde özellikle deniz surlarına bitişik atölyeler ve evler inşa edilmiştir. 19. yüzyıla kadar eksiksiz gelebilen Galata Surları, 1864 yılında dönemin kentsel dönüşüm politikalarının bir sonucu olarak, 6. Daire (Bugünkü Beyoğlu Belediyesi) kararıyla, sıkışmış ulaşım ağının genişletilmesi ve yeni yapı adaları oluşturmak amacıyla yıkılmış ve hendekler doldurulmuştur.


Galata Surlarının baş kulesi olan Galata Kulesi ise korunarak günümüze ulaşabilmiştir. Zaman içinde şiddetli fırtınaların verdiği zararların ardından 1875 yılında tepe kısmı değiştirilerek onarılmış, 1964-1967 yıllarında yapılan onarım çalışmalarında ise eski durumuna getirilmiştir. Galata Surlarından günümüze kısıtlı sayıda kalıntı ulaşmıştır. 2010 yılında yaptığımız tespitlerde surlardan geriye kalan 20 kalıntı incelenmiştir. Bunların 13’ünün sur kalıntısı 7’sinin burç kalıntısı olduğu tespit edilmiştir.
Fotoğraflar: Batuhan Erdoğan
Yazı: İsmail Büyükseçgin